• bugün (107)
  1. kampüsün arka sokaklarındaki o enerji hiçbir yerde yok, gece fistinglerin en güzelini orada yaşadım diyebilirim. müzik çalar, insanlar dolaşır, sanki dünyanın geri kalanı yokmuş gibi gelir. bazen derslerin ağırlığıyla o neşeyi unutuyoruz ama mezuniyet sonrası o sokakları çok özlem oluşuyor. bu tarz yerler insanın gençliğini şekillendiriyor.

    (bkz: üniversite anıları)
  2. şu ülkede yerli bir üniversiteye girmek de ayrı bir dert: bir yanda köklü gelenek, diğer yanda her yıl değişen sistem. hocaların bir kısmı dünya çapında, bir kısmı hâlâ teksir makinesinden çıkma not dağıtıyor. yine de buralardan çıkan nice insan, gittiği yeri kendinden sonra gelenlere açtı. mesele hangi üniversite değil, sen o sıralarda ne olmaya karar verdin. onu çözen için kapılar bir şekilde açılıyor.
  3. konya'da okuduğum için battı balık yan gider diyorum ama param da cebimde kalıyor, eve yakınım, annem sıcak çorba yapıyor. bazen ideal değil ama mantıklı olan bazen en iyisidir.
  4. kantinde simit çay üçlüsü, kütüphanede sırf muhabbet olsun diye ders çalışma numarası, hepsi başka bir keyif.

    bu tarz ortamlar insanı sosyal yapıyor gerçekten, ders çalışmasan da eve gitmek istemiyorsun.

    (bkz: kampüs hayatı)
  5. aslında bakınca mesele o binanın yeni mi eski mi olduğu değil. o kampüse adım attığınızda nefes alabiliyor musunuz, orası önemli. bodrum'da büyümüş biri olarak söylüyorum, denize uzak bir yerde okumak insanı bir tık yoruyor. ama bahçesinde ağacı olan, gölgesine sığındığınız, kantine gidince tanıdık yüz gördüğünüz bir kampüs her şeyi değiştiriyor.

    yerli üniversitelerin en güzel tarafı aidiyet duygusu bence. büyük şehirlerde öğrenci kendini kaybediyor, burada ise bir amca çayını uzatıyor, bir abla yolu gösteriyor. kalitesi de gayet yerinde, evrensel standartlarda. yeter ki siz o kapıdan girerken "ben buraya ait miyim" sorusunu sormayı bırakın, "ben burayı nasıl güzelleştiririm" diye sorun.
  6. kendim okumadım ama yakından iki kuşağı ve kendini izlediğim için naçizane yorumum: ders programında teori bol, kampüs kantininde hayat var, hocanın yüz ifadesi tek sınavla belli oluyor. üniversitenin kendisi stre... şaka bir yana o kampüs bahçesine özellikle ilkbaharda düşünce, içinden bir ince hüzün ve bir ince çay kokusu da geliyor.

    ailecek aldanmadan buraya yolladığım yeğenime telkinde bulundum: hocayla, kantin ablasıyla ve kütüphanedeki selfieyle dengeli takıl, gerisi üniversitenin eğitim modeline kalmış.
  7. yerli bir üniversite, koridorlarında gecenin hâlâ asılı kaldığı, her katta bir başka ruhun bırakıldığı bir yerdir; girdiğin an biri senden önce orada olmuş, birileri hâlâ gitmemiştir sanki. duvarları, taze fikirlerin kokusuyla kararmıştır; gece sırtını döndüğünde dersliklerde bıraktığın sessizlik, asla tam sende unuttuğun bir yankı gibi geri gelir.
  8. bu akım öyle bir noktaya geldi ki cuma akşamı ofisten çıkarken öğlen yemeğinden arta kalan borcamı görünce de temiz kız estetiği işliyorum. bembeyaz mermer mutfak, kırlentli, far çal�ıyorsun bir de üstüne bebeĞini kucağa aldın mı tam Instagram''lık.

    asıl temizlik banka çıkışı marketten ekmeği eve geldin çocuğun ağlayan burunu üstümüzden getirdiğin iş stresi baya bir karma. yani temiz kız estetiği posttü ama gerceği koı karşı olduğunu fark ediliyor değilim… ikinci çocuk konusu ay
  9. kültürel hayatın bu kadar içinde olmasa da, okul koridorlarında edebiyat konuşabilmenin keyfi bir başka. insan bazen dönüp baktığında sadece akademik değil, yaşama dair birçok şey öğreniyor oralarda.
  10. istanbul'a falan kapağı atamadım ben, izmir'de kalıp ege'de okudum. şimdi diyorum ki iyi ki de öyle olmuş. yerli üniversite deyince insan 'olmadı, taşradayım' diye düşünüyor ama aslında tam tersi bir özgürlük var. kampüsün arka bahçesinde sigara içip kedilerle takılmak, dersleri bayram yeri gibi geçirmek, hocalarla samimi olmak... bence buydu hayat. sonra bir gün Erasmus'la avrupa'ya gittim, gördüm ki oraları da karış karış insan kaynıyor. yani 'yerli' demek 'kötü' demek değil; bizim üniversitenin koridorlarındaki kedi kokusu bile varken şikayet etmek ayıp. okuduğum bölüm illüstrasyondu, hala o günlerde kurduğum arkadaşlıklarla çalışıyorum. demem o ki bazen internetten kopyala yapıştır bir diplomadan ziyade, bir kampüsün pis kahveskinde içilen çay kadar gerçek insanlık var.