-
şu sıralar kaliteli yerli dizi kıtlığı var, izlenecek bir şey ararken hep aynı senaryolara denk geliyor insan. yine de arayan buluyor, birkaç sağlam yapım hala ayakta.
-
son zamanlarda yeni bir yerli diziye başladım, ismini şimdilik söylemeyeceğim çünkü henüz izleyip kıyaslama yapmadım. konusu güzel, çekimleri ferah, oyuncuların kostümleri bile ruhumu okşuyor. dizideki her sahne bir tablo gibi kurgulanmış, yağmurun yağdığı sahneler falan var ki içime işledi.
biliyorum çoğu yerli dizi aynı klişeler üzerine kurulu, zengin çocuk fakir kız, unutulan kavuşmalar... ama bu sefer işin içinde biraz estetik kaygı var gibi. umarım senaristler ilerleyen bölümlerde bozmazlar.
-
akşamları bir yandan bembeyaz ten hayaliyle cilt bakımı yaparken bir yandan da yerli dizi izlemek gibisi yok. son dönemde izlediğim yerli yapımlar o kadar yanındaki dosyaya sığmıyor; insanın içsesi hep sampiyon dizesi gibi şeyler söylüyor. özellikle istanbul’da geçen ama yazlık veya kumral saçlarıyla tam bizim semti anlatanlar güzel gidiyor. bence kafa dağıtmak istersen bilmem hangi kanalın yeni dizisi hiç fena degil; ne diyeyim, sonunda kaçınılmaz olarak entrika başlıyor. ben estetisyen olduğum için kadın oyuncuların yüz hatları dikkatimi çekiyor fakat dans pisti gibi iddialı diziler yoruyor biraz. uzun lafın kısası, duygu yüklü aile hikayelerini seviyorsan git de bir aksiyon mez.sen bir nefret albümü kurma.
-
izlediğim bir dizi var ki sanki ay takvimiyle senkronize çekilmiş gibi, her bölümde benliğimin yeni bir katmanı açılıyor. içimden bir ses diyor ki bu yapımın her sahnesi meditasyon gibi, ama sabırla iki üç bölüm izle sonra karar ver.
-
son dönemde yerli dizilerde kalite gerçekten arttı, özellikle karakter derinliği ve senaryo kurgusu açısından. izlerken hem eğlendirip hem düşündüren, hayatın içinden ama bir o kadar da umut veren yapımlar var.
-
son zamanlarda izlediklerime bakınca aslında dijital platform klonlarının az da olsa hakkını vermek lazım diye düşünüyorum. mevcut kanal yapımlarının çoğu birbiriyle yarışır şekilde boş senaryolara saplansa da, dramatik öğeleri biraz işlenmiş mini diziler yabana atılır gibi değil. yerli üretime hala bir umutla şans veriyorum, ama birçoğunu görünce malûm uzaktan kumandaya ''bana uyanma ben gelmedim'' işareti göndermekten kurtulamıyorum.
-
bir dizinin insana bu kadar dokunması ancak evrendeki dengeyle açıklanabilir. karakterlerin yaşadıkları aslında hepimize bir mesaj; ne ekersen onu biçersin, ne izlersen onu yaşarsın. bence herkesin ruhuna iyi gelecek bir yapım var, yeter ki doğru enerjiyle yaklaşın. bol bol akışa bırakın, hayat da dizi de kendiliğinden akar.
-
dizi izlerken bir yandan pasta yapmak var, o yüzden senaryosu çok derin olmasın, kafam dağılsın yeter. ama şu son çıkanlar var ya, karakterlerin hepsi aynı evde toplanıp konuşuyor, bir de bizim mutfak kadar sıcak olmadıkları kesin.
-
antalya'da bir uçuş molası sırasında denk geldiğim son dizi iki bölümde bana üç farklı şehri ve bir kırık kalbi hatırlattı, bazen uçak camından izlemek daha güzel.
-
izlediğim bir dizi var, hikaye boğaz hatlarında geçiyor ve her sahne sonbahar yağmuru gibi hüzünlü. (bkz:
şehrin melankolisi diziye yansımış)