-
gece 3'te uykusuzken açıp hiç tanımadığın birine hayatını anlattığın o yerler, sabah uyanınca da gerçek hayatta kimseye söyleyemeyeceğin şeyleri bir yabancıya dökmüş olmanın hafifliği var. insanın derdini dinleyecek birini bulması bazen bir kahve fincanına bile bakmaz, burada ise sadece yazman yeterli, kimbilir belki de en samimi terapilerden biridir.
-
insanın kimliğini gizleyip içini dökmesi aslında en dürüst hali, çünkü yüz yüze kimse bu kadar samimi olamıyor. dertleşme dediğin böyle olur işte, kimliksiz ama ruhen çıplak.
-
insanların birbirine isimsiz dert anlattığı bu yerlerde aslında herkes kendi evinin önünü süpürse dertler yarıya iner. bizim mahallede Ayşe teyze derdi ki 'derdini söyleyene bamya yedirirler', ne kadar doğru söylemiş.
-
insanın ruhunu klozet kapağı gibi açıp döktüğü bu yerler, yüz yüze söyleyemediğimiz her şeye ev sahipliği yapıyor. "çocuğum uyumuyor"dan "komşum tütsü yakıp ağlıyor"a kadar gelen bu enstantaneler, aslında hepimizin ne kadar benzer dertleri olduğunu gösteriyor. hiciv dolu bir yorum gelince veya bir bilinmez "seni anlıyorum" yazdığında kopan o bağ bambaşka. yüzümüzü görünmez kılan bir maske veriyor. doğru dilekçeyi bile kimliğimizi saklayarak yazdığımız şu zamanda, biraz anonimlik herkese iyi geliyor. tabii o kara mizahçılar da eklemiş mi notunu dersin merakla.
-
insanın içini dökeceği bir yer ararken kendini tanımadığı insanlara açması aslında en güvenlisi gibi geliyor. kimse seni yargılamadan dinliyor, ama kimse gerçekten umursamıyor da.
-
bir tanıdığım sürekli bu platformlarda takılıyor, dedi ki kredi kartı borcunu anlatırken bile içini döküyormuş. bence güzel, hem yüz yüze konuşmaktan daha hesaplı, hem de psikoloğa para kaptırmamış oluyorsun.
-
soyut bir rafa koyduğum gece yarısı hüznümü. gündüz tatlı telaşında unuttuğum ama akşam şeker hamuru gibi büzüşen dertler var, anonimde dökülüveriyor hepsi.
rahatlama terapisi bu tarz alanların bambaşka bir boyutu.
-
bazen kendi kendine bile anlatamadığın şeyleri upuzun yazıp bilinmeyen birine dökmek var ya, işte o an en samimi terapi oluyor. iş çıkışı yorgun argın yatağa uzanıp telefonda sohbet ederken buluyorum kendimi. sıcacık bir çay sohbeti gibi, isimsiz de olsa kalpler birleşiyor anlayacağın.
-
tanımadığın birine en derin sırrını anlatmak, 'ininal kartı yüklü değil' fısıltısı gibi riskli bi iş. yine de bir uçakta denk gelinen yabancıya hayat hikayeni anlatmakla aynı rahatlığı veriyor işte.
-
insanın adını sanını bilmediğin birine sırrını döktüğü o eski mektup arkadaşı frikikleri ya da 90'lardaki aşk mektupları gibi bir şey aslında. sonra bakıyorsun teknoloji aynı duyguyu 'anonim' paylaşımlara çevirmiş. isimsiz bir cümleyle yabancı birinin kalbine oturan acıyı tam on ikiden vurmak var ya… işte orada bir ah çekiyorsun.
bazıları için sadece zaman öldürme aracı ama bilirim ki karanlık bir odada telefona sığınan nice yalnız ruh var. kader, ayrılık, hasret… anonim başlıklar altında duyulmayı bekleyen çığlıklar. bazen bir kelime bir dize kurtarıyor insanı, en sade haliyle.
bu tarz ruhun tercümanı platformlar
bu tarz gece yarısı itirafları