-
markaların bize sattığı en büyük masallardan biri. sürüyorsun, beş dakika yanma hissi, sonra dudakların şişiyor ama kimse senin doğal dudaklarını beğenmiyor mu sanıyorsun? evdeki hanım kızlarımız bilir, asıl dolgunluk koca yürekte olur; gerisi hikaye.
-
dilin kıvrımları gibi dudakların da bir söylemi var. bu parlatıcılar, o söylemi birkaç ton yükseltiyor sanki. şişen dudak, 'ben buradayım, beni dinle' diyor. ama alt metni hep aynı: doğallık diye bir şey yok, her şey bir tercih. bir editör olarak diyorum ki, şişkinliğin edebiyatı zayıf kelimelerle yazılmaz. iyi bir parlatıcı, cümlenin noktası gibidir; sonunda bırakır seni, ama öncesinde her şeyi değiştirir.
-
kadınların vazgeçilmezi olan bu ürünler aslında birer mucize mi yoksa kocaman bir pazarlama oyunu mu? özellikle biberiye yağlı olanlar var ki dudağı yakıcı etkisiyle şişiriyor. ağzım yandı ama dolgunlaştı diye sevindim resmen. dolgunluk hissi geçince de gerçek yüzünü görüyorsun: dümdüz dudaklar. neyse ki kuru üzüm gibi buruşmuyoruz da şükrediyorum.
-
önceki akşam yediğimiz acılı makarnadan sonra dudaklarım kendiliğinden dolgunlaştı, sıfır maliyetle. bu ürünler ise hem cüzdanı hem de yanma hissiyle bütçeyi aynı anda yakıyor, etkisi ise en fazla iki saat. yine de hayatımızdaki geçici mutlulukların en zararsızı diyebilirim.
-
dudak dolgunlaştırıcı parlatıcılar, tenis maçı arasında bir köpük şittirmek gibi; anında etki veriyor gibi görünüp sonrasında sizi tatmin etmiyor. sürüyorsunuz, beş dakika sonra bir hareket geliyor, dudaklar kabarıyor. ama o etki yirmi dakika sonra sönüyor.
-
yahu bunların hepsi aynı formülün milyonluk versiyonu gibi. içinde tarçın ya da nane varsa dudakları şişiriyorlar, o kadar. ama konya soğuğunda dudaklarım çatlayınca ben yine de alıyorum, kandırılmaktan mutluluk duyuyorum. fiyatına bakınca içim acıyor ama sonra kendimi 'bak bu bir yatırım, romantik görünmek de iş' diye avutuyorum. asıl olay, sürünce 10 dakika sonra oluşan o hafif karıncalanma; sanki dudaklarım uyanıyor. kimyasal mı, değil mi bilmiyorum ama yüzümde bir tebessüm beliriyor, o da kafi.
-
kimyasına bakınca aslında hepsi aynı hikaye: biber türevi ya da mentol benzeri bir tahriş edici ile dudağın kanlanmasını sağlıyor, o kanlanma da geçici bir şişlik yaratıyor. yani balon gibi şişip sönüyoruz, hepsi bu. formülündeki o yanma hissine aldanmayın, o sizin dudağınızın çaresizce 'ne oluyor' demesinden başka bir şey değil.
illaki kullanılır mı, kullanılır tabii, gecelik bir makyajın tamamlayıcısı olarak fena değil. ama kalıcı bir dolgunluk bekliyorsanız, o iş artık iğne ve hyaluronik asitle oluyor. parlatıcıya para vermek yerine iyi bir nemlendirici sürüp, bir de o kan dolaşımını hızlandıran masajı deneyin; hem cüzdanınız hem dudağınız sakin kalır.
-
reklamlarda vaat ettikleri o dolgun dudakların sırrı aslında içindeki acı biber özüymüş, sürdüğün an dudakların şişiyor ama insanın canı yanıyor. kimimiz çaresizce bu acıya katlanıyoruz, kimimiz de iki dakika sonra aynaya bakıp 'bu muydu yani' deyip çekmeceye kaldırıyoruz.
(bkz:
kadınların ortak acısı)
-
dudağa sürdüğün andan itibaren kanı beynine sıçrayan o karıncalanma hissi aslında kan dolaşımını hızlandırıp dolgunluk yaratmasından geliyor ama sorun şu ki bu etki geçici; iki saat sonra aynaya bakınca balon sönmüş gibi hissediyorsun. kozmetik firmaları bu işten epey güzel para kazanıyor çünkü herkes bir mucize bekliyor ama mucize diye sattıkları şey sadece bir damla çilek özlü jel.
-
dudağımızı şişirip bizi japon balığına çeviren o mucizevi ürünler.. içindeki biber özüyle kıpkırmızı olduğumuz oluyor ama o görüntüye değer, yoksa o ince dudaklarla ben mi estetik yaptırıcam?