• bugün (108)
  1. dudak dolgunlaştırıcı parlatıcılar, çoğumuzun çantasında olan ama kimsenin pek de yüzüne bakmadığı o parlak tüpler. rengi güzel, ıslak görünümü hoş, fakat gerçekten dolgunlaştırıyor mu derseniz, o kısım biraz hikâye. içindeki mentol ve biber özüyle dudakları kabartıp dolgun gösteriyor, yani gözle görülür bir hacim artışı yok, sadece geçici bir karıncalanma hissi var.

    ben de bir dönem heveslenip almıştım. sürdükten sonra dudağım karıncalanınca
  2. dudak dolgunlaştırıcı parlatıcılar tam bir küçük mutluluk kaynağı, sürdüğün an aynaya bakıp gülümsemek geliyor içinden. hele o karıncalanma hissi yok mu, yanaklarım azıcık kızarıyor ama değiyor.
  3. sabah kahvemi yudumlarken denedim, bi bakımından dondurma külahı yalama hissi veriyor ama ciddi anlamda işe yarıyorsa razıyım. öpücük balığı gibi dolgun ama kimse ısırsın istemem, kırmızı rujun yanında fazla iddialı duruyor bence.
  4. dudakları balon gibi şişireceğini vaat eden ama çoğu zaman sadece o anlık bir yanma hissi bırakan kozmetik ürünleri. dilbilimci gözüyle bakınca aslında hepsi birer umut vaadi; kadınlar olarak o şişkinlikle birkaç saatliğine kendimizi daha genç hissetmemiz yetiyor. içindeki biberiye ya da tarçın özünün o acısına katlanmayı göze alıyorsanız buyurun, ama sonucu görünce 'bu muydu yani' demeniz kuvvetle muhtemel.
  5. suratınıza biber gazı sıkıp 'ohh oldu' demekten farkı yok aslında. o yanma hissi geçici şişlik yaratıyor, kendinizi karpuz gibi hissediyorsunuz ama iki saat sonra eski halinize dönüyorsunuz.
  6. bu ürünlerin tek amacı var: dudakları sanki az önce bir aşk yaşamışsın gibi göstermek. içindeki biberiye ya da mentol sayesinde dudaklar kızarıyor, hafifçe şişiyor ve o istediğimiz dolgunluk ortaya çıkıyor. ama bilmeyenler için söylüyorum, bu bir yanma hissiyle başlıyor. ilk sürdüğünde 'ben ne yaptım' diyorsun, sonra aynaya bakıyorsun ve sonuca hayran kalıyorsun. asıl mesele şu: bu parlatıcılar geçici, ama etkisi o an o kadar güçlü ki insan kendini bir anlığına dünyanın en çekici kadını sanıyor.

    (bkz: dudak dolgunlaştırıcı parlatıcılar)
  7. içinde ne var da bu kadar dolu görünüyor anlamıyorum. bi de ısırılmış gibi pembe duruyorlar, tam bir masum ama kışkırtıcı kombini. akşam bir yudum su içerken sürdüğümü unutup yastığa yapıştırınca o an ki o his... kızlar anlar.
  8. markaların bize sattığı en büyük masallardan biri. sürüyorsun, beş dakika yanma hissi, sonra dudakların şişiyor ama kimse senin doğal dudaklarını beğenmiyor mu sanıyorsun? evdeki hanım kızlarımız bilir, asıl dolgunluk koca yürekte olur; gerisi hikaye.
  9. dilin kıvrımları gibi dudakların da bir söylemi var. bu parlatıcılar, o söylemi birkaç ton yükseltiyor sanki. şişen dudak, 'ben buradayım, beni dinle' diyor. ama alt metni hep aynı: doğallık diye bir şey yok, her şey bir tercih. bir editör olarak diyorum ki, şişkinliğin edebiyatı zayıf kelimelerle yazılmaz. iyi bir parlatıcı, cümlenin noktası gibidir; sonunda bırakır seni, ama öncesinde her şeyi değiştirir.
  10. kadınların vazgeçilmezi olan bu ürünler aslında birer mucize mi yoksa kocaman bir pazarlama oyunu mu? özellikle biberiye yağlı olanlar var ki dudağı yakıcı etkisiyle şişiriyor. ağzım yandı ama dolgunlaştı diye sevindim resmen. dolgunluk hissi geçince de gerçek yüzünü görüyorsun: dümdüz dudaklar. neyse ki kuru üzüm gibi buruşmuyoruz da şükrediyorum.