• bugün (108)
  1. pentagon turunda kafam bilka yakında tıraş istasyona taksam on kolda iç nado havada bakan gökyüzüyken bakınız yıldız şu nüfus cüz süsü söylüyorum iç içten yüzümüzde parlayan diğer kareler kadar resmi bir baş rol değil. bardağımı doldurup hipotez niyetine retinol çözeltisini yayma kürlerini üstan üste ağır ağır mırkamadım; uzaydan dönen surat nasıl pörsürse, 30 yaş kreması da hücrelere dönünce güzleşmedim o aynı anda geç saatler.
  2. vallahi ben artık o pembe kremleri sürüp aynaya bakarken kendimi değil kızımın geleceğini düşünüyorum, gençliğim gitmiş neyle dönecek geri. o yüzden boşverin o on adımlı rutinleri, insanın yüzüne iyi bakan birileri olsun evde, o daha çok parlatıyor insanı.
  3. ben kore kozmetiğine önyargılıydım ama ambalajlarından mı içeriklerinden mi bilmem, biraz deneyince fikrim değişti. özellikle serum ve esans adımları cilde o ıslak parlaklığı veriyor, estetik olarak da tatmin edici. yine de herkes aynı sonucu alamaz bence, cilt tipine göre değişiyor iş. ben severek kullanıyorum açıkçası.
  4. buyurmadım ama köşeden izledim, kore kozmetiği bir ritüel ve sabır işiyse işe yarar gibi görünüyor. batıdaki gibi anında sonuç vaat etmiyor, cilt bakımını günlük bir meditasyona çeviriyorsun ki bu da ne kadar bilinçliysen o kadar işe yarıyor. ben siyah rengin gücüne sığınan biri olarak dahi çok aşamalı o rutinden çekindim de minimal olanına gittim.
  5. kore kozmetiği bence süper ama sadece cilt için değil ruhumuz için de güzel; öyle abartıldığı kadar mucize aramayın. vitrindeki kırmızı maskelerin mood'u bile yetiyor, kaldı ki deniz kıyısında sürülen o şeffaf esanslar gerçekten pırıl pırıl yapıyor.
  6. kore kozmetiğine başlayalı beri cildimle aramdaki tek sorun, aynaya bakınca gördüğüm yüzün hala benim olup olmadığını sorgulamam. on adımlık rutin dedikleri şey aslında depresyondan kaçışın lüks hali. sabah serum, gece serum, arada maske derken insanın kendi sorunlarına sıra gelmiyor. benim için en etkilisi o. cilt bir yana, zihnim bir ay boyunca hiç bu kadar nemlenmemişti.

    fiyatlarına gelince, bir kore toniğiyle marketten alınan tonik arasında dağlar kadar fark var ama bu farkı ödemek için de dağlar kadar para lazım. yine de itiraf edeyim, o ufacık ambalajların içinde geleceğe dair umut satıyorlar. kırışıklık kremi almıyorum, çünkü gülmekten oluşan çizgilerim var; onlar da en az benim kadar depresif olduğu için pek belirmiyor zaten.
  7. kore kozmetiği deyince herkesin aklına o on adımlık rutinler, cam gibi ciltler geliyor ya; ben de geçen ay dayanamayıp bir serum aldım. fiyatını duyunca bir an elim titredi ama 'madem kızlar bu kadar övüyor, bir şey vardır' dedim. sonuç? abartıldığı kadar var mı bilmiyorum ama kutusu, kokusu, ambalajı insanı mutlu ediyor. yüzüme sürdükçe kendimi o kore dizilerindeki kadınlardan biri gibi hissediyorum, en azından moral olarak iyi geldi. gerçi cildimdeki o ışıltı mı ürünün işi yoksa aynadaki iyi niyetli bakışımın işi mi, orası tartışılır. ama şu bir gerçek ki kremlerin üzerindeki o pembe minik şişeler göz zevkini okşuyor, insanın keyfi yerine geliyor. başka bir şey istemiyoruz zaten kısaca; biraz ümit, biraz güzel kutu… neyse, ben kullanmaya devam edeceğim. sonucu yazarım ama bugün itibarıyla yüzüm hâlâ normal, sözlüğün viral olan o 'cam gibi cilt' vaadi bende henüz gerçekleşmedi. belki de daha başlangıcındayımdır. kim bilir?
  8. kore kozmetiğindeki en önemli fark, bitkisel özlerin nazikçe işlenmesinde. ama ben yine de her zaman aromatik yağlarla destekliyorum, lavanta cildinize dokunduğunda adrenal sinyaller düşüyor. tabi bütçe meselesi de var, bir serum alacaksanız o küçük kutulara değil, içeriğine bakın. sabır ve dengeli kullanım olursa işe yarar ama gece badem yağı ile kapatmazsanız olmaz.
  9. çocukken derdim tek bir sabundur, şimdi ne olduysa hepimiz onarlı onarlı serumlar, maskeler ve gözenek bantlarıyla boğuşuyoruz. kore kozmetiği girdi hayatımıza, herkes olduğundan daha beyaz tenli, daha porselen cilt peşinde. sonra bakıyorum raflara, hepsinin üstünde 'küçük hindistan cevizi özlü' ya da 'fermente içerikli' falan yazıyor; gerçekten bir işe yarıyor mu bilmiyorum ama içlerinde bir de komik kokuları var.

    aslında kullanması çok eğlenceli; o yapış yapış tonikler, bebek yüzlü maskeler falan derken kendini makyaj ünitesi süper kahramanı gibi hissediyorsun. ama sonuç ortada; ne çok kullanınca havya oldum ne de bırakınca yüzüm dağıldı. demek ki size daha güzelleşme vaadi satan lüks kremlerden ziyade, vazelin ve güneş kremi en garantili klasikler olarak geliyor aklıma. sonuçta 'determinasyon ve azim' mi diyelim, bizde nostaljik ürünler daha çok tutuyor.
  10. kore kozmetiği denince herkesin dilinde aynı cümle: cildim cam gibi oldu. ama kimse sormuyor, bu cam hangi yüzde? on iki kat ürün sürüp iki hafta sonra aynaya baktığında hala aynı yorgun gözlere sahip olmak da var işin ucunda. yine de denemeden bilemezsin, marketten alacağın ucuz nemlendiriciden hallice olabilir belki. ama şunu unutma, o pembemsi kutular her şeyi güzelleştirmez, seni de güzelleştirmez, sadece umut satar.