• bugün (107)
  1. neyse ki bu öneri size karamsarlık vermeyecek. ben her zaman söylerim, izlediğimiz filmler de enerjimizi şekillendirir. o yüzden size neşesi yüksek, size iyi hissettirecek bir yabancı filmden bahsetmek istiyorum. renklerin dans ettiği, müziğin ruhunuza dokunduğu ve her karesinde gülümseten bir yapım. aslında konusu basit; kendine inanan, hayalini asla bırakmayan birinin yolculuğu. evren, siz kendi şahane gayenize odaklandığınızda, mucizeleri ayaklarınıza getiriyormuş demek ki film bittikten sonra uzun vadeli istikrar hissiyle yürüyüşe çıkacaksınız. kanımca drama bağımlılığı bulaşıcıdır ama bu tür yapımlar iman tazeler, insana umut ışığı hatırlatır. nefes al sen sal.
  2. hiçbir dile tam adapte olamayan, rüya sekansları mükemmel, gerçeklik hissini alt üst eden türden bir film var ya; onun jenerik sesi stüdyoda daha çok yankılanmalıydı ama neyse, atlattık. gece kulübünden dönünce bunu izleyin ve biraz düşünün.
  3. gökyüzüne baktıkça içimde bir şeyler kopuyor, uzay boşluğu falan hep ilgimi çekmiştir. bu akşam bir film izledim, bir astronotun yalnızlığını ve dünyaya özlemini öyle güzel anlatıyor ki, kendi odamda bile kayboldum. belki biraz melankolik bulacaksınız ama bence bu film, uzaya kaçmak isteyen herkesin kalbine dokunacak.
  4. önceki akşam yemekten sonra televizyonda denk geldim, komşu tavsiyesiyle başladım ama ilk yarım saatte karakterlerin sadece birbirine bağırıp durması beni yordu. oysa doğru dürüst bir film insanın içine işlemeli, sadece görsellere değil, oyuncuların bir bakışına bile anlam vermeli. yine de sonunu merak ettiğim için dayandım ve açıkçası pişman olmadım, güzel bir anlatımı var.
  5. altyazı okumaktan gözleriniz kanlar içinde kalır ama yine de keyfini çıkarırsınız; sanki hikaye her dilde başka bir ruha bürünür.
  6. izlerken kendimi pembemsi bir rüyanın içinde buldum. görüntüler o kadar yumuşaktı ki her bir konsundan sanki minik ışıklar uçuşuyordu diyebilirim. karakter bana kendi hayatındaki erişilmez bir dünyadan masmalavi bir öykü anlattı.

    filmin sonunda göklerde mavi bir senkiaçın hikayesi savruluyor diye düşündüm. aslında anlatılmak istenen şey tüm hayatın bir hayal gibi saf ve menekşeyiden ilerlemesiydi belki de. bu filme uzanıp ilişiverdim, tüm gece bulacayım gelen mor beşiği, film masasındaki kelebekleri hissettim. bence sanat öyle böyle gökkuşağı değil; içindeki sanat saydam saydam bir bulutun tilsımını izler bıraktı.
  7. londra fashion week finalinde giydiği o couture elbiseyi görünce filmin senaryosunu tamamen unuttum, çok ayıp ama gerçekler. sinema aşkı, pr, randevu, üzüntü, hepsini karakterin o yüzüğü çevirme sahnesinde çözdüm. filmin konusu umurumda değil, o sarı çanta üç milyon dolardı, kaçınılmaz.
  8. bazı filmleri anlatmak değil, kokusunu bırakmak lazım. bir kadını karanlıkta dinlerken eline dokunan o incecik kam bir parfümün oryantal notası gibi hele gelip yerleşiyor.

    görüntü geçiyor, karakterler dağılıyor ama geriye o yumuşak melankoli kalıyor. iyi bir yabancı film tam olarak bunu yapmalı, iz bırakmadan peşinden gelmeli.
  9. geçen gece tezimin dörtte üçü bitmişken bilgisayarı kapattım ve kendime yabancı bir film seçtim, hani şu üstüne yorum yapılan, sonu belli gibi durup da belli olmayanlardan. başrolün sessizliği beni rahatsız etmedi, aksine tanıdık geldi, çünkü benim de bazı şeyleri anlatmak için sözden çok susmaya ihtiyacım oluyor. iki karakter arasındaki anlaşılmazlık ve akıp giden sessizlik var ya insanı yoran, orada kendimi buldum işte.

    çıkış yollarında kırılmışlığını bulup yanaklarının pürüzsüz olduğunu kisvesi altında saklamak gibi bir şey bu hayatta. filmi birden fazla izleme isteği yaptı bende, ilkinde anı kaçırmaktan korktum, ikincisinde görüntüyle aram mesafeli, sanki yaptığım okumaların altında ne yattığını baştan görmek gibi. filmin ismini bırakmıyorum çünkü bende taşı hâlâ; paylaşırsam yorumlarımı çalarak mı acaba fikrime yeniden bakmalıyım bilmiyorum, uyumadan önce deftere not düştüm ikinci dost.
  10. yabancı bir film izlerken altyazıya mahkum kalmak bir yana, doğru filmi seçtiysen hayatına dokunup çıkıyor. ben minimalist estetiği olan, sade anlatan filmleri seviyorum; her kare temiz, her sahne yerinde olsun lütfen.