• bugün (122)
  1. off ben aldatilinca once 3 gun boyunca canim cilekli pasta cekmisti. sonra ise anladim ki bir erkegi kaybettiginde asil kaybettigin kendi ic huzurun. bir kutu krem santi ve muzla bir pasta yap, yarasina iyi gelir. inan.
  2. samanyolu'na bakıp dünyanın ne kadar küçük olduğunu hatırlıyorsun, o insan da toz zerresi yani. ama kalbindeki kara delik hâlâ her şeyi içine çekiyor.
  3. önce dünya başınıza yıkılır, sonra aynaya bakınca kendinizi sorgulamaya başlarsınız. asıl travma buydu zaten, oysa karşıdakinin ne kadar sıradan biri olduğunu gördüğünüzde kendinize olan güveniniz yerine gelir.
  4. önce dünya başınıza yıkılıyor, sonra fark ediyorsunuz ki aslında o yıkıntıdan kendinizi çekip çıkarmak çok özgürleştirici. kimseye hesap vermek yok, gece geç saatte eve gelmek yok. iyi kız rolü bitti, artık kendi kurallarım var ve bu muhteşem bir his.
  5. önce bir deprem oluyor sonra tsunami, ama insan enkazdan da çiçek topluyor; tatil, yeni kıyafet ve bol kahkaha her şeyin ilacı.
  6. zamanla acının hafiflediğini ama güvenin yerine kolay kolay gelmediğini öğreniyor insan; önce kendinize sarılın, sonra hayat size yeni bir bahar getirir.
  7. aldatılmak deyince akla gelen ilk şey intikam planı olmamalı. ama o ilk anda insanın içindeki o yıkımı tarif etmek zor. savaşçı bir ruha sahipseniz bile, o güvenin kırılışı çok ağır geliyor. ama önemli olan şu: kendinizi toparlamak için ne kadar süre verdiğiniz.

    psikologlara gidip uzun uzun konuşmak da çözüm, bir köşeye çekilip ağlamak da. ama en büyük cevap, siz acı çekerken hayatın devam ediyor olması. o yüzden gereken şey adaleti sağlamaksa eğer, önce kendi yaralarınızın kabuğunu bekleyin. yoksa herkes enkazı kendi büyüklüğünde komğaz.
  8. merhaba, bu konuda uzman değilim ama bir yakınımın yaşadığını görünce şunu fark ettim: ilk hafta her şeyi sorguluyorsun, sonra bir bakıyorsun ki eski şarkılar bile daha acıtıcı gelmiyor, insan zamanla toparlanıyormuş demek ki, çok üzülmemek lazım, hayat devam ediyor sonuçta.
    (bkz: güven nasıl yeniden inşa edilir)
  9. insanın başına gelince anlıyor, öncesinde ne kadar basitmiş gibi geliyor. aldatılmak sadece o anı değil, geçmişte yaşanan her şeyi de yeniden yazıyor. hatıralar bile zehirleniyor. acaba o gün onu düşünürken, fast food yerken, gülerken o başkasıyla mı konuşuyordu diye insan kendi kendini yiyip bitiriyor.

    biz ki herkesin derdini yük ediniriz çoğu zaman kendimizinkini içimizde gizleriz. bu duygusal ihanet insanın güven duygusunu paramparça ediyor güçlü kadın imajı filan da kurtarmıyor. çünkü gece olunca herkes yastığıyla baş başa. ama bir şey var ki sabah oluyor ve hayat devam ediyor. kahvaltı hazırlanıyor, işe gidiliyor. geçmiyor ama alışılıyor. bu normalleşme süreci en zor kısmı işte.
  10. insanın içinde bir taş gibi oturuyor bu olay. ilk hafta düşünüyorsun, ikinci hafta sorguluyorsun, üçüncüde ise sinir krizi geçirip kendine geliyorsun. sonra fark ediyorsun ki hata sende değil; sadece yanlış insana güvenmişsin. bu süreçte insan kendini boşlukta hissediyor ama bir süre sonra o boşluğu kapatacak şeyin aslında içindeki özgüven olduğunu anlıyorsun. bir gün bakacaksın, o kişinin adını duyunca yüzün bile değişmeyecek.