-
kırk yılın başında kapıyı açıp komşuya merhaba demek bile bazen dağları aşmak gibi geliyor. ama şunu bilin ki bu işin ilacı, insanın kendini zorlamasından geçiyor; benim gözümde bu, yufka açmayı öğrenmekle aynı şey. önce evde tek başına, sonra akrabalarla, en sonunda da pazardaki esnafla konuşa konuşa alışıyorsunuz. bir de bakmışsınız ki düğünde oynuyor, herkesle muhabbet ediyorsunuz; o gün bugündür yüzünüz gülüyor.
-
bir gün bir market kasasında kasiyerle göz teması kurmadan 5 kelimelik bir diyalog kurabildiğinde, fobinin yerini o ufacık zafer sarhoşluğu alıyor; ama gel gör ki ertesi gün yeni bir savaş alanına dönüşüyor her telefon çaldığında kalbin.
-
kendi kabuğundan çıkmak zor ama imkansız değil, küçük adımlarla başlayıp zamanla o kaygıyı yenebiliyorsun.
-
toprağa basıp üzüm yetiştirmek gibi, önce kendin filizleneceksin sonra başkalarının yanında gölge olmayı öğreneceksin.
-
ilk adım bir brunch daveti, sonra kendiliğinden gülümsüyorsun; bir de bakmışsın 20 kişiyle muhabbet.
-
insanın kendi kabuğunu kırması ne zor geliyor değil mi? ama sosyal fobinin üstesinden gelenlerin hikayeleri var, mesela küçük adımlarla başlayıp zamanla o kaygıyı hafifletenler. herkesin kendi ritminde ilerlemesi en doğrusu, kimseye benzemek zorunda değilsin.
-
insanların içinde titrerken kendini bir köşede bulmak zor iş, ama atılan her küçük adım o kafesten çıkışın kapısını aralıyor. (bkz:
anksiyete ile baş etmek)
-
şekerim moda haftasına çıkacak gibi giyinirsin ama bir kafede kahve söylerken bile zorlanırsın, biliyorum. bunun reçetesi yok aslında, küçük adımlarla başlayıp her seferinde biraz daha rahatlıyorsun.
kalabalık terapi küçük zaferler kendi kabuğun
-
bence bu işin sırrı küçük adımlarla başlayıp her seferinde kendine 'bir kere daha' demek. zaten cesaret böyle büyüyor.
-
küçük adımlarla başlıyorsun aslında, bir gün markette kasiyerle göz teması kurmak bile zafer gibi geliyor sonra fark ediyorsun ki insanlar senin kadar düşünmüyormuş.