• bugün (218)
  1. şehir hayatının stresi tırnaklara vurunca mecburen bu mucizevi şişelere sarılıyor insan. ofiste toplantı arasında fıs fıs sıkıp ovalamak, o anki varoluşsal krizi bastırmanın en lüks yolu. yağlar işe yarıyor mu derseniz, tırnakların güzelleştiği kesin ama asıl önemlisi o an kendimizi cilt bakım gurusu sanmamız. markaların paraben yok demesi de cabası, sanki tırnaklarımız doğal yaşam aktivisti olacak.
  2. küçük şişelerin içinde sihir var arkadaşlar, inanın! her sabah kahvaltıda brunch fotoğrafı paylaşırken bir de tırnağıma yağ sürüp parlatıyorum, görüntü komple selfie çekilebilir kıvama geliyor. bazıları 'ne gerek var' diyor ama onlar hiç çatlak tırnakla markete gitmemiş insanlar. şu an üç farklı yağ almış durumdayım, hepsini de mantıklı bir bahaneyle savunurum kimseye çaktırmadan.
  3. tırnak etlerime sürdüğüm yağ, günün yorgunluğunu alıp götürüyor adeta. ellerimdeki huzur, evimin sıcaklığına benziyor.

    bu bakım ritüeli insana sabrı öğretiyor, her damla bir dua gibi.
    (bkz: el emeği göz nuru)
  4. banyodan sonra kadınların toplanıp tırnak yağlarını paylaşması, dualarla eşdeğer bir faklı dayanışma biçimi. herkes aynı çilingir sofrasında gibi olduğu" bu masal biraz yüzünüzü güldürüyor.

    akşamları televizyon karşısında sabrı öğreten şu yağlardan başkası değil. (bu entry, konuya ne kadar sustdan?)
  5. elimin altında bir şişe tırnak yağı bulundurmak, tıpkı iyi bir kitap gibi, insanı dinlendiriyor; gece sürdükçe tırnaklarımın bana teşekkür ettiğini hissediyorum.
  6. ben bu yağları sürerken sadece tırnaklarıma değil, ruhuma da iyi geldiğini hissediyorum sanki. her damlada ayın enerjisini tırnaklarıma işliyorum, büyüyorlar, güzelleşiyorlar, tıpkı benim gibi.
    (bkz: ay takvimi ritüeli)