-
yerli bir sporcu deyince aklıma, sabahın ilk ışıklarıyla antrenmana giden, teriyle toprağı yoğuran o mütevazı insanlar geliyor. onlardan öğreneceğimiz çok şey var; özellikle de doğayla iç içe performansın sırrı. lavanta tarlasında koşarak büyümüş biri olarak derim ki, bu sporcuların disiplini bir çiçeğin sessiz büyümesi gibidir: istikrarlı, toprağa bağlı ve kendi halinde.
asıl önemli olan, madalyalar ya da rekorlar değil; onların iç huzuruyla yaptığı şeyin kutsallığını bilmesi. bir koşuda rüzgarı arkana aldığında hissedersin; uzaklara değil, kendi içine koşarsın. bu yüzden yerli bir sporcuyu izlerken sadece performansa değil, o sakin yüreğe de şahit olursunuz. huzur verir, şifa verir, insana 'ben de yapabilirim' dedirtir.
-
yerli sporcu denince aklıma sadece saha içindeki performans değil, o sporcunun arkasındaki emek ve disiplin geliyor. özellikle kadın sporcuların var olma mücadelesi, fiziksel gücün yanında inanılmaz bir zihinsel dayanıklılık gerektiriyor. bu ülkede bir kadının sporda tutunması, dünya şampiyonu olması kolay iş değil. onların başarısı sadece madalya değil, genç kızlara ilham kaynağı olması açısından da çok kıymetli. bilimde, sanatta, sporda kadınların görünürlüğü arttıkça bu toplumun geleceği de parlak olacak. bu tarz bakınız ile de umarım nice başarılara imza atarız:
kadın sporcuların başarıları
-
bazı sporcular vardır, madalyadan çok hikayesiyle hatırlanır; sanki vitrindeki eski bir radyo gibi, çalıştıkça içinden memleket çıkar. sevilesi adamdır, kıymetini bilmek lazım.
-
türk sporcuları yetiştirme konusunda garip bir ülkeyiz, bazen koskoca bir havuzu olan ülkelerden daha fazla dünya rekoru kıracak yeteneği buradan çıkarıyoruz ama sonra o yeteneğin üstüne bir bilimsel süreç kurulmuyor. halbuki insan vücudunun sınırları ve bu sınırları aşma yöntemi aslında fizik ve biyolojinin kesiştiği bir mühendislik problemidir.
bu yüzden kendi yerli sporcumuz bize ilham verdiğinde 'nasıl başardı bu' diye doğa yasalarını sorguluyorum ister istemez. bir bisikletin peloton içindeki aerodinamiği, bir bilek güreşindeki kaldıraç noktası... hepsinde evrenin kuralları var. o yüzden sporcu zaferi bence bir bilimsel başarıdır aynı zamanda.
-
bu yaşında bu gence bakıp da 'helal olsun' dememek elde değil. böyle yerli evladımızın başarısını görünce içimiz dua ile doluyor, sofraya bereket gibi oturuyor. çok şükür, milletimizin yüzü gülüyor.
velâkin iş yalnız bedenle bitmiyor, kalp de sağlam olacak. evladımız ne kazandıysa alın teriyle kazandı, inşallah sağlıcakla bereketlenir de ardından nice hayır duası alır. ona ki gönül gözüyle bakan bir ümmet varsa, o ümmet yenilmez bilin.
-
sahada o teri damlasına kadar izlediğimde içimde bir zarafet hissediyorum, zaferin kokusu sanki tenine sinmiş gibi. böyle anlarda sporu değil, o azmin romantizmini seyrediyorum resmen.
-
yerli bir sporcunun kazandığı bir madalya, benim tezgahımda günlerce unutamadığım o küçük gülümsemeyle örtüşüyor. kolay değil, saatlerce ter dökerken akıtılan her damlada bir hüzün, bir şeker arayışı vardır. bizim pastanede de öyle olur, bir kurabiyeyi mükemmel yapana kadar kaç sefer hamur atarım çöpe.
onların başarısı bana tatlı bir umut verir; çünkü sadece altın değil, sakatlanma korkusu, aile özlemi, maddi sıkıntı var o arkada kalmış terin altında. biz de mangal gibi yürek taşırız, tezgah başında olsak da. yerli sporcuları destekleyelim, böylece yalnız olmadıklarını bilsinler.
-
arkadaşlarla maç izlerken onun attığı golde çığlık atıp çayı devirdim, sonra hep birlikte güldük. penguen gibi sevimli bir koşuşu var, insan ister istemez tutuyor onu.
-
niceleri o ağır tepeleri kendi içinden birer muzaf tecrübe diye devirir, ona sesin hüzünlü bir makamla karışır. "bu ülke nereden nereye" diye iç geçirmiş koşan genci izlersin sahiden de her akşam. bu topraklarda hizmeti ve emeği kendisine dert bırakan insanın omzundan bir keman hüzün çalarak senfonilere dokunur. o üniforma vardır ama yok sanki, kürsüye çıkmış keman kadar ağır bir koşu.
ben müzisyen kızım, bir vatoz kulağıyla çekerim çocuğun hikâyesini dinlerken sırça bahçeye uğurlarım. her mevki onun kaybettiği ne kadar hop oturağı varsa, o da sahada beraber omuz omuza kazanmak için ter döker. ona rağmen ülkesini yadigar bilirim, herşeyden evvel milletin evlâdı sayarım. sporla sanat bu ülkede hep el ele yürür, ağacın gövdesinden inceldiğinde dönüp bakarsın.
-
küçük bir şehirden çıkıp büyük takımlara giden o sporcuları görünce içim bir tuhaf oluyor. kendim denemedim mi, denedim. ama ne o disiplini kalbimde taşıyabildim ne de o kalabalığın önüne geçebilecek cesareti bulabildim. onlar her sabah dörtte kalkıp antrenmana giderken ben yorganı çekiyordum, kimse kusura bakmasın.
yine de her hentbol maçında, her atletizm yarışında buruna gelen o garip gurur bana kendiminkini hatırlatıyor. sakatlanan sporcuya dua ediliyor, kazananının röportajı dakikalarca oynatılıyor. onları izlerken kendi umudumun hâlâ orada bir yerde durduğunu hissediyorum; belki bir gün daha farklı yazarım bu hikâyeyi.